cüzdanın bozuk para kısmındaki 5 kuruşları teker teker sayıp bütünletmeye çalıştığın zaman.
şahsıma mendil satmaya çalışan çocuğa, kardeşim yemin olsun 5 kuruşum yok açıklaması yapmak istediğim andır. çünkü sadece gönül bol, gönül zengin ne yazık ki.
avokadoyu öğrendiniz o yüzden
ejder meyvesini bulamamak gibi bir şey mi ?
atm deki 5 küsür lirayı çekmek için 5 lira daha yatırıp 10 lira olarak çekmeye çalışmak
Kimisi için yıkıcıdır.

İlkokuldayken(*) pederle ayakkabı alacaktık ve ben "Missouri" markalı beyaz bir ayakkabı beğenmiştim, almıştık. Ertesi gün okula gittiğimde en yakın arkadaşımın yanına koştum hemen yeni ayakkabımı göstermek için. Hava atma maksatlı değil katiyen, zira o yaştan beridir birbirimizin yeni aldığı şeylere kendimiz almış gibi seviniriz. Lakin, tepkisi tahminimin aksinde oldu ve "buna para mı verdin?" deyü sordu. Çocukluk işte, bozuldum ben de beğenmedi diye. Akabinde de sınıftaki çocuklar benimle "Sword fakir olmuş." diye dalga geçtiler. Meğer o "Missouri" marka ayakkabıyı okulda ihtiyacı olanlara dağıtıyorlarmış. Sınıfın çoğu şarampol çocuğuydu ve 1-2 tanesi dışında koca sınıfta zengini bırak, orta halli sayılabilecek dâhi pek az kişi vardı ama çocuklar gaddardır, bilirsiniz. Ben de sanki babam şoför değil de galeri sahibi gibi gidip "baba, bunları okulda fakirlere bedava dağıtıyorlarmış, bana güldüler." dedim, başka ayakkabı aldık. Ne evlerden ırak yavşağın tekiymişim arkadaş, neyse.

Buradaki soru işaretini birkaç hafta sonra fark ettim. Bu bahsettiğim en yakın arkadaşımın evinden çıkmazdım o yıllarda. Durumları her daim kötüydü ama evlerinin kapısı açık olurdu, gireni çıkanı da eksik olmazdı. Böyle itin uğursuzun teki gibi yazdığıma bakmayın, zengin piçleriyle hiçbir zaman arkadaş olmadım/olamadım ve fakirin zihnimdeki anlamı "sokakta yatan"dan ibaretti. Çevremdeki herkes vasat altı gelir sahibi ailelerin çocuklarıydı ve birbirimizi hor görme gibi bir davranış kalıbı da haliyle vuku bulmuyordu aramızda. Okul niye böyle acımasızlaştırıyordu çocukları, bilmiyorum. Lafı şuraya getireceğim, en yakın arkadaşımın giyim kuşamına hiç dikkat etmezdim. Şoför çocuğu olarak bile ondan katbekat iyi şartlardaydım, siz hesap edin durumu. Gel gelelim, kardeşi de benim kardeşimle yaşıttı -hatta doğum günleri aynı gün ve bugün ikisinin de doğum günü- ve okuldan kardeşimle dönecekken kardeşinin ayakkabısının aha bu Missouri olduğunu gördüm. Mal gibi soracaktım bana deyip siz almışsınız diye ama durumu çakınca sesimi çıkartmadım. nitekim, bir ara evlerinde otururken kendisi muhabbet açıp söyledi, "iyi ki missouri'yi değiştirdin, okulun benim biradere verdiği iki günde yırtıldı, bana verdiklerini ona verdim." diye. O ana kadar zerre dikkat etmemişken kendi evime dönmek üzere evlerinden çıkmadan evvel ayakkabılıkta ayakkabısına şöyle bir dikkatli baktım, her tarafının açılmış, paramparça olduğunu gördüm.

Hani dedim ya, yeni bir şey aldığımızda ikimiz de birbirimize gösterip mutlu olurduk diye; mutlu olmak bana kolaymış, ona değil. Değişen sosyal çevremiz, entelektüel birikimimiz, kafalarımız ve daha binlerce şeye rağmen kendisi hâlâ en yakın arkadaşımdır bu nedenle.