her şey ve hiçbir şeydir aslında.

Nitekim z kuşağı her şeyi bilmekte, gel gelelim, hiçbir şeyi tam olarak bilmemektedir. bilgi akışı yöntemlerinin her geçen gün ivmesini arttırarak değişmesiyle her nesilde bunun etkileri vaki olsa da an itibarıyla son erişkin kuşak olması nedeniyle sonraki kuşağa kadar konunun en bariz örneği z kuşağı olarak görünmektedir. sorsanız bu nesil mensuplarının çoğunluğu her şeyi bildiğini düşünmekte, bir bakıma da yanılmamaktadır. eskiden günlerce uğraşarak elde edebileceğiniz envai çeşit bilgiye talep dahi etmeden internet vasıtasıyla bizzat ya da arkadaş çevresi kanalıyla ulaşan bu arkadaşlar, günün koşulları gereği ideolojilerden tutun, sanat eserlerine kadar bir anda sıkılabilmekte; hiçbir konuda derinlemesine araştırma ihtiyacı duymamaktadır. bunun için z kuşağına kızmak da bittabi saçmalığın daniskasıdır.

örnekleyelim derhal:

bir z kuşağı mensubu olduğumuzu varsayalım. oturduk, netflix'te bir şeyler izliyoruz. o sırada yabancı bir film/dizide "kierkegaard özentisi söylemlerini kendine sakla ceysın!" diye bir cümle duyduk. bilirsiniz ki netflix senaristleri yüzeysel yapımlarını buna benzer isim, alıntı ve anekdotlarla arada süsleyerek derin bir eser ortaya koymuş numarası çekmeye bayılırlar. biz de bayılırız, yalan yok, neyse. girdik Google'a, arattık kim olduğunu, vikipedi'ye falan baktık derken en özet bilgi kisvesinde ekşi'ye iki göz atalım dedik. gizlemeye lüzum yok, aklımızda "yarın bir yerde duyarsam konuya vakıf ayağı çekerim, cahil görünmem." ön-koşulu var. Toplum bu hale geldi arkadaşlar. kierkegaard'ın kitabını yazsanız okulda gördüklerini yıllarca araştırarak keşfetmiş edasıyla pazarlamaya çalışan felsefe, sosyoloji ve az biraz kamu yönetimi öğrencileri dışında kiminle tartışacaksınız ki? en entelektüel tartışmalarımızın finali "bence sen ikizler burcusun." ile bitmiyor mu? bak, yine konudan saptım. Görüldüğü üzere, z kuşağına dahil olmamama karşın ben bile tek konu üzerine sağa sola sapmadan yazamıyorum. Ekşi'ye girdiğinizde göreceğiniz girilerden çoğunda kierkegaard'ın temel öğretilerinden ziyade "bir b.k bilmez düşünürün tekidir, sartre'ın getir götürünü yapar." vb. girilere denk gelmeniz muhtemel. işbu vaziyetin başlıca sebebi de günümüz ortamlarının vazgeçilmezi "direkt eleştireyim ki konuya zaten vakıf olduğumu düşünsünler." mottosu işte. bunları yazanların birçoğu da tamamen görsel
karikatürünün vücut bulmuş versiyonları üstelik. eleştirmiyorum, günün gerçeği budur. bilmediğimiz konulara hakim olan, kendimizden öte/üstün gördüğümüz kişilere sapıkça hayranlık duyma dürtüsü afrodizyak yan etkilere sürükler oldu hepimizi. seksten öte dışavurumumuz, zevk anlayışımız bile kalmadı. seks derken yalnızca sevişmek değil kastım; vücutlarımızı, yüzlerimizi diğer şahısların beğenisine sunmak da sevişmek kadar cinsellik tanımı dahilindedir. bir adım öteye götüreyim, hayatımızda yeri olmayan, umursamadığımız kişilere bunların reklamını yapmanın one night stand'den pek de farkı olduğunu düşünmüyorum. karşılığında aldığımız beğeni butonlarını parayla özdeşleştirirsek daha sert tanımlar bile söz konusu olur. Z kuşağı diye başladığım tanım kümesinin herkese genişlediğinin farkındasınızdır umarım. Hepimiz Z kuşağı olduk, kıvırmanın alemi yok.

netflix ya da instagram'dan başlayıp google öncülüğünde viki/ekşi ile devam eden buna benzer kaç maceranız oldu, bir düşünsenize. Hangisinin kitaplarını okudunuz, düşüncelerini takip ettiniz daha sonra? Hangisiyle ilgili iki satır makale yazabilecek hatta iki satır makaleyi okuyabilecek sabrınız, isteğiniz, bilginiz var şu an? Hızlı yaşıyoruz, lakin, ne kadar yaşıyoruz, belli değil. Hiçbir şeye dönüp bakacak vaktimiz yok, ne ile bu kadar meşgul olduğumuzu da bilmiyoruz. Sonra da geçen zamana bakıp herhangi bir şeyi tam yapmayı denesek yaşam çizgimizde ne ihtimaller doğabilirdi diye hayıflanıyoruz. Sıkmayın canınızı, hepimiz böyleyiz; bu tren hepimiz için hızlı gidiyor.

Roma bir günde inşa edilmedi, bahsi geçen şeyler bir günde olmadı a dostlar. Z kuşağını tek başına ele almak bu nedenle eksik fikirlere götürüyor bizi. Sadece sütün üzerindeki köpüğe bakıp bir saniyede gerçekleşmiş gibi "e bu taşmış kardeşim!" diyoruz.

Konuyu bağlamak gerekirse, hepimiz bir şekilde pragmatiğin yosmaları olduk. Tıpkı bedenlerimizin güzel görünen kısımları gibi ya günlük yaşantımızda faydalanabileceğimiz bilgilerin ya da tüm bilgilerden yalnızca günlük yaşantımızda faydalanabileceğimiz kısımların pazarlanmasıyla geçiyor günlerimiz. Unutmayın ki üzerine koyduklarıyla değil, varlığından öte gelen özellikleriyle gurur duyan bir metabolizmadan bir b.k olmaz. Rafine şeyler de reklama ihtiyaç duymaz. Cepteki telefonu, alttaki arabayı, yüzdeki makyajı, üstteki kıyafeti, bilmem kiminkine benzeyen vücutları "üzerine koymak" olarak addetmeyeceğinizi umarak çok affedersiniz ama z'sinden yumuşak g'sine tüm nesiller olarak bilmediğimiz, bilmeye çabalamadığımız ortak bir olguya işaret ediyorum: medeniyet.